1. sınıfta okulda "beyinsizler için felsefe" diye tabir edilen phil 111-112 derslerini almıştım. Bu dersi alanların beyinsiz olduğu düşünülüyordu çünkü hem dersi veren kadın felsefe hocası her sene sadece bu dersi verirdi (şaibe) hem de derste felsefe tarihi daha bir su katılmış haliyle işlenirdi. O zamanlar o dersi birlikte aldığım bir çok arkadaşım gib ben de dersten nefret ediyordum, umursamıyordum. Ama bölümümle ilişkim değiştikçe felsefe okumuş olmanın bana neler katabileceği üzerine düşünmeye başladım.
Felsefe güzeldi. "Bilebilir miyiz?" sorusunun üzerinde özellikle duruluyordu. Ardından madde geldi, maddenin formla nasıl bir ilişki kurduğu, "ben"in nerde başladığı falan gib şeyler okuduğumuzu hatırlıyorum. Tüm bunlar ilgimi zerre çekmiyordu o zamanlar. Karmaşıktılar, beyin jimnastiği gibi geliyordu; ve bu da felsefeden zevk almamı sağlayabilirdi ama ben de çözemediği bulmacalar karşısında motivasyonunu yitiren insanlardanım. Neyse, aradan yıllar geçti ve sosyal teoriyle ilgilenmeye başladıkça felsefeyi bilip bilemeyeceğimin ötesinde sorulara ya da durumlara uygulayabileceğimi kavradım.
İyi sosyal teori metinleri okuduğumda metinden aldığım sağlamlık hissinin metnin belirli felsefe sorularına verilmiş belli cevaplar üzerine kurulu olduğunu görmek beni felsefe karşısında heyecanlandıran ilk şey oldu. Demek ki belirli bir konuda iyi bir şey yazmak aslında her şey hakkında bir şeyler ima etmek demekti. Her metin sunduğundan daha fazla fikir içeriyordu, her tartışma tartışıtığından daha geniş bir perspektife işaret ediyordu. Bunun farkına varmak iyi bir şeyler yazabileceğime dair inancımı arttırdı. Yeterince zamanım vardı, bir sürü felsefe metni okuyup bu açığımı kapayıp konuşurken düşünürken ne tür bir perspektif içinden konuştuğumu keşfedip, onu değiştirebilir hatta eleştirebilirdim.
Esas ilgi konum olan sosyal teorinin bir çok düşünsel manevra içerdiğini biliyordum. Birisinin bir fikir ileri sürerken o teorisinin her adımında belli seçimler yapması gerektiğini birbirini eleştiren kuramlar hakkında bilgi edindikçe çakozladım. Fakat bu seçimlerin her seferinde ilham perisinin yokluktan getirmesine gerek yoktu. Bu seçimlerin insanın aklında bitiveren bir şarkı gibi geldiğini düşünmek yazım sürecini fazlasıyla bireyseleştirir gibi gelmeye başladı. Kuramcıların içinden konuştukları daha büyük perspektiflerin onların yaptıkları seçimleri etkileyebilecekleri fikri de işte bu noktada aklıma geldi.
Felsefede de bu belirli seçimler mevcut. Klasik felsefe bir argumanın inşası sırasında ne tür değişik yönlere gidilebileceğini, ne tür teorik manevralar uygulanabileceğini göstermek için de kullanılabilir gibi geliyor bana. O yüzden son zamanlarda felsefeyi belirli bir argumanın inşasında kullanılabilecek teorik manevralar için bir şablonlar bütünü olarak düşünmeye başladım. Bir fikir var aklında, belirli bir yöne gitmek istiyorsun, ama argumanını inşada işine yarasalar da bazı fikirlerden de uzak durmak istiyorsun. Elindekileri bir şemaya yansıtabilsen, ve bir argumanın inşasında seninle benzer çıkmazlara düşmüş felsefecilere baksan çıkış yolu bulabilirsin. Bir felsefe metninden sadece kavramlar arasındaki ilişkileri, manevraları alabilirsin. Kavramları metinden çıkarıp kendi kavramlarını koyabilir, ve orjinal metnin kavramlar, fikirler arası ilişkisini koruyobilirsin. Bu dediğim şey sanırım şöyle işliyor: Hegel köle-efendi ilişkisini bir ikililik içinde, diyalektik olarak ele alır. Ve çeşitli analitik manevralarla efendinin varlığını köleye borçlu olduğunu, bu aralarındaki ilişkinin ancak köle tarafından yıkılabileceğini ve bu aralarındaki ilişki dışında başka bir gerçekliğin olabileceğini anlatır. Marx da, efendi-köle kavramlarının yerine kapitalist-proleter ikililiğini koyarak, kapitalistin işçiye varlığını borçlu olduğunu, devrimci öznenin işçi olduğunu ve bu aralarındaki ilişki biçimi dışında başka bir ilişki biçimi olduğunu, komünizm, söyler.
Bu benzerliği kurarken bir başka kuramın tüm manevralarını alıp koruyarak yeni bir şey üretilebileceğini söylemiyorum. Sadece bir argümanın geliştirilme aşamasında tıkanılan noktalarda argümanın şimdiye kadar geliştirilmiş kısmıyla uyumlu ise, başkalarının manevralarını kullanılabilir diyorum.
Felsefeye olan ilişkimin yeniden alevlenmesi, bazı geniş manevraların klasik felsefe de tüketildiğini düşünmem. Hani derler ya, edebiyatta yunan mitolojisinden beri yeni bir şey üretilmiyor, aynı durumlar farklı ortamlara konularak yazılıyor diye; teorik manevralarda da aynı şeyler geçerli olabilir gibi geliyor bana. Tabi bunu bilmiyorum, bilsem bile böyle bir iddaada bulunmak yazım sürecinde bireysel üretime yer bırakmamak olur. Ama bunları düşünmek bile güzel, bir gelişmenin göstergesi. Artık soyut kavramlar üzerinden düşünmenin ötesine geçip, bir metindeki argümanları metinden çıkarıp geriye kalan boşluktaki ilişki paternlerini arıyorum. Göremediğin bir topu hangi duvarlardan sekebileceğini hesaplayarak yakalamak gibi bir şey.
çok uluslu lezzet durakları
15 yıl önce
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder