Perşembe, Kasım 26, 2009

Her seyi kucaklayalim

Oturdugumsessiz odadan kosarak cikmak, arabalarin gurultusunden enerji alip kadikoydeki insan seline kavusana kadar hizla ilerlemek istiyorum. Kosmadigimda sadece yurudugumde bile etrafimdaki seylere ilgiyle bakiyorum, insan yapimi her seye inanilmaz bir ilgi duyuyorum. Apartmanlarin ust katlari, kaldirimlar, dukkanlarda satilanlar, duvarlardaki posterler ve yazilar. Hemen hayallere dalip gidiyorum, kafamdan duvar yazisi fikirleri gelip geciyor. O an eve donup bir kova ve firca alip tum duvarlari boyamak, onundan gecenleri benim gibi heyecanlandiracak seyler yazmak istiyorum. HEyecanimi herkesle paylasmak, herkese yaymak, kadikoydeki herkesin bakislarini donuk uysalliktan atesli bir delilige donusturmek isitiyorum. Hallerinden tavirlarindan icin icin yanan tutusan, etraflarindaki her seyi buyuk bir arzuyla kucaklayan insanlari gormek, hatta onlari yaratmak istiyorum. Her seyi kucaklayalim.

Pazar, Eylül 06, 2009

En gezgin

Haberini doğası çesitlilik gösteren kısa muhabbetler ve onları takip eden ya sıkıcı sessizlikler ya da barmene sipariş edilen biralardan aldığım kadarıyla şu anda sirtinda çantasıyla gezen, her gece başka bir yatakta uyuklayan her gezenden daha çok gezmiş, görmüş, unutmuş, şaşırmış, yemiş, içmiş, konuşmuş, sevinmiş, üzülmüş, açılmış ve kapanmış bir 'gezgin' varmış. Kimi Avusturalyalıların kanadanın doğu eyaletlerinde gördüğü, kimi amerikalıların Yeni Zelandada süzdüğü, adını vermeyeceğim tek bir Bolivyalının Almanyada gerginlik yaşadığı bu gezgin bahsi geçen tüm bu Avusturalyalılardan, Kanadalılardan, Amerikalılardan, Yeni Zelandalılardan, Bolivyalılardan ve Almanlardan daha çok anlamış gezdiği yerleri. Sırt çantasıyla vardığı her şehirde taksicilerle başlayan ahbaplığı, barmenlere, müze görevlilerine, sokak satıcılarına, dilencilere, sokak yemekcilerine, fındık fıstıkcılarına, ressamlarına, müzisyenlerine, fahişelerine, hırsızlarına, belalılarına kadar uzanıyormuş. Bu gezginden bahsetmeyi uygun gördüm, bir yandan hakkında söylenenleri unutmaya gönlüm el vermedi, bir yandan da hikayesinin (ya da bir kısmının) gezen herkesin deneyimlerinin kusursuz bir örneği olarak değer taşıdığı için.

Gezgin, sirt cantsiyla gezip, bazen bir uluslarasi hosteller zincirinden aldigi indirim kartiyla sadece o zincire bagli hostellerde kaliyormus, bazen de sehre vardigi noktaya (otobus terminali, tren gari, havaalani, ya da patikanin asfalta donustugu yer) en yakin olan hostelde kaliyormus. Tabi bunun sadece hostelde kaldigi zamanlar icin gecerli oldugunu unutmamamiz gerekir. Hostellerde odasini, tuvaletini, televizyonunu, mutfagini paylasmaktan sikildigi zamanlarda bir hotelde tuvaleti dahili ya da harici olan hotellerde kaliyomus.

Tahminlerinizin aksine onu elinde gezi kitabiyla gordugunu soylelerin sayisi hic de az degil. Avusturalyanin kuzey dogu yakasinda yari-ilgisizce bakindigi gezi kitabinin uzerine gecen bir garsonun carpmasiyla kokteyl dokuldugunu gorenler bir cekinerek garsonun yuzune gulumseyip arkasindan sessizce kufur ettigini soyluyorlar. Yine, guney dogu meksikada bir gece kulubunde yerel kizlari bir yerel bickin delikanli gibi kivrak dansiyla tavlayisina sahit olanlar, samimiyeti ilerletmede sakinca gormeyen sarhos bir genc kizcagizin elini cebine sokup cikarttigi burusuk bir kagit parcasinin florte alet olmasinin sebebini bir gezi kitabindan koparilmis bir sayfa olmasiyla acikliyorlar. Bunca deneyimine ragmen hala gezi kitabi kullaniyor olmasi bende de bir hayalkirikligi uyandirmisti. Fakat kim bilir, belki de o kagit oraya planlanip koyulmustu, ya da o kitap garsonun yonune dogru ozellikle uzatilmisti.

Gezginle ilgili beni en cok cezbeden sey gezi zaanatini kusursuzca kotarmasi, her seyi bilip, her seyi gormus olmasi degil. Her seyi bildigini ve gordugunu iddia etse de bir kisi, dinleyicide uyanacak kusku ve kuskuyu takip edecek meydan okumadan siyrilmayi basarsa; bilgisini oldugu gibi kabullenen ama yine kabullendigi icin de surekli yeni, ilgi cekici, ortamina gore eglendirici ya da huzunlendirici yeni bilgi parcalari isteyen dinleyicinin dinmez beklentisini dindirmeyi basarsa ya da belki de en tehlikelisi olan daha baslangicta kendisini her seyi bildigini iddia etmeye iten o icindeki guce, erdeme, saygiya, sevgiye, ilgiye ac; kimilerinin kendisinin bir parcasi kimilerinin de kendisinden ayri ama kendisini surekli etkiledigini\yonettigini farz ettigi o seyi tatmin etse; yine de bilgiyle kurulan iliskinin kisilerin bilgiyi nasil kurguladiklarina bagli olarak degistigini ve goreceli oldugunu degistirmedigi gercegi yuzunden sadece kendisi ile fazla ciddi bir iliski kurdugu gizlice ilan etmis olup, kusku duyan dinleyicileri, iddiasini oldugu gibi kabul eden dinleyicileri ve kendisini bahsi gecen iddiayi ortaya atmaya iten o seyi tatmin etmek icin harcadigi caba kendisinin ve baskalarinin zamanini harcayan bos bogazliktan baska bir sey olarak tanimlanamaz. Bu yuzden gezgini taniyanlarin zamanimi onun bildiklerini anlatarak harcamalrina canim sikilmak uzere iken gezginin en gozumdeki en onemli ozelliginin kendisi gibi gezenlerle kurdugu iliskiler, girdigi diyaloglar oldugunu farkina vardim.

Hindistanda gezginle karsilastigini soyleyen londrali bir genc gezgini ove ove bitiremezken gezginde hosuna giden en onemli seyin kendisiyle "lafi uzatmadan, kliselere girmeden" konusmus olmasi oldugunu belirtti. Bir coklari onun kendisiyle benzer kaderi paylasan gezenlerle ya da kendisinden cok ayri hayatlar yerelerle iliskisinde kendisini sadece konusan bir agiz degildi, bir kisi, bir karakter olarak iliskiye basariyla soktugunu, hislerini, dusuncelerini aciklayip karsisindaki insana kendini tanittidigindan bahsediyorlar. Tabi gezgini farkli sekilde taniyanlar da var. Kendisini suriyenin uzak bir kentinde acilan ilk hostelde edilen ilk yuzeysel klise hostel muhabbetini ederken gordugunu soyleyenler de var. Bahsi gecen hostelde daha sonra cana yakin muhabbetlere girdi mi, kalici arkadasliklar kurup, konustugu insanlari taniyip kendini tanittimi bilinmez. Kimilerinin tanistiklari insanlara yavas yavas isindiklarini, kimilerin hemen isindiklarini, tanisilan insana bagli olarak aksi yonde bir alisma sureci gercirdiklerini duyulmustur; ama insanlara alismada zorluk cekmeyen birinin bilincli olarak (yeni kentteki yeni hosteldeki girdigi ilk muhabbetin o hosteldeki ilk klise muhabbet olmasi rastlanti olamaz, kendisi gibi bir gezgininden bahsetigimizi dusunursek) tum sicakkanliligini, kendisini tanitabilme yatisini tersine cevirip klise konusabilmesi gezgin ile ilgili bize onemli seyler soyluyor.

Gezginin su anda nerede oldugunu bilmiyorum. Kendisinin de bilinmesini istedigini pek sanmiyorum. Kendisi ile birlikte gezmek isteyecek gezen sayisini dusundukce baska bir dileginin olacagini sanmiyorum. Ama yine de, kendisi hakkinda soylenenlere bakilirsa, ve sundugu ornegin kendisinin ve kendisi gibi gezenlerin deneyiminin ozetlenemez\orneklenemez karakterine ragmen duyan insanlarin iclerinde bir yere dokunuyor olusuna bakilirsa, Gezginin bana ve benim gezi deneyimimi kavrayisima olumlu katkisi olacak olmali. Gezdikce kendisine daha yaklasacagimi biliyorum, her ne kadar asla onu yakalayamayacak olsam da. Ve yaklastikca, Gezginden ve tum gezenlerden ve onlarin gezdikleri ulkelerin de yardimiyla binbir cesitlilik gosteren deneyimlerine karsi bir tutku besleyecegim ya da giderek uzaklasip evde oturup gezmeyecegim.

Cuma, Ağustos 21, 2009

Zorlama

Nasil da karar almayi zorunda kaldigim ana kadar erteliyorum. Bugun ev sahibim 10 gun sonra cikmam gerektigini soylediginde cok sinirlendim. Biraz uzerine dusununce son tarihin belirlenmis olmasi yapmayi uzun suredir planladigim seyler icin atilim yapacagim anlamina geldigini kavradim. Sonra kendime sinirlendim. Illa zorunda kalinca mi karar alacam hep.

Çarşamba, Ağustos 19, 2009

Sevilenler

Bazi karakterleri sevmemek elde degil. Merak ediyorum, acaba herkes belli karakterleri mi sevmeden edemiyor, yoksa herkesin tipi farkli mi? Soru kendisini cevapladi bile ama yine bazi insanlari oyle seviyor oyle imreniyorum ki sevilmemeleri zor diye dusunuyorum. Benim tipim hareketli, neseli, kural tanimaz olanlar. Tutkulu, merakli ve cesur. Bir kisi tanidim bu ozelliklere sahip. Artik gorusmesek de hala gulumseyerek hatirliyorum kendisini. Kimse oyle pek ozel degil. Hep boyle oldugunu zannetmiyorum ama bu icinde yasadigim su donemde cogu insanin ne kadar ongorulebilir oldugunu degistirmiyor. Cok sikici bir sey tabi bu. Bazen konustugum insanin belli bir grubu belirleyen cevaplar butunu oldugunu dusunuyorum. Az oncekiler sadece sasirtici olmaya devam ediyorlar, heyecan sunuyorlar. Acaba baskalari da benim icin ayni seyi dusunuyor mu? sanmiyorum.

Salı, Ağustos 18, 2009

Kisa yolculuk

Basim yatagin ayakucunda, gozlerimi bosluga dikiyorum. Bir sure bir sey dusunmeden odama goz gezdiriyorum. Oda hafif soguk, altimdaki battaniye isitiyor profilden. Keyifle donup diger yanimi da isitiyorum. Yatakta dogruluyorum. Ahsap baza gicirdiyor. Coraplarimi cikarmissam geri giyiyorum, ev icinde giydigim beyaz ayakkabilarimi giyiyorum. Kapidan cikana kadar illaki bir gozum disariya gidiyor. Hep ayni manzara, baska bir apartman ve bir insaat. Cekmecelerden sarkan kiyafetleri katlama planlari yapip, basucumdaki cekmeceligin uzerine ilgi cekici bir sey birakmismiyim diye son bir bakiveriyorum. Odamdan cikariyorum kendimi.

Ilk once ilak bir sagima, salona bakarim. Ozellikle televizyon sesi geliyorsa, kim izliyor diye bakarim kapidan uzaklasirken. Geri donus yolunda belki ugrarim salona, o muazzam yesil koltuklara gomerim kendimi. Ev kapisinin hemen karsisindaki alcak sehpanin (duvardaki resimin hemen yaninda) uzerine yeni bir seyler konmussa onlara bakarim. Cogunlukla hedefim mutfak olur. Mutfaga dogru yururken ayakkabilarimdan cikar gicirdama sesiyle o anki ruh halime gore keyiflenir ya da rahatsiz olurum. Gustav'in kapisinin onunden gecerken iceriye bir goz atarim. Napiyor, Diana yanindami diye. Julian'in kapisi illaki kapali olur. Eger sansesei aciksa kapi dik dik bakarim kapidan iceri. Julian'in akibetini kestirmeye calisirim. Mutfaktan onceki son kapinin kapali olmasini isterim. Eger kapi acik ve Erin iceride degilse; bir de mutfaktan sesler geliyorsa moralim direk duser. Erin'i nasil kestirip atacagimi dusunurum.

Mutfakta ilk is buzdolabinin kapisini acmak olur. Acik biraktigim yemek varsa dolapta sag kalip kalmadigini kontrol ederim. Her ne kadar benden baska tirtiklayici olmadigini bilsem de evde yine de icimi rahatlatirim. Hem zaten yapacak hic bir isim olmadigi icin vakit sikintim yok, istedigim kadar oylanabilirim. Sabahlari cirpilmis yumuta-recel-kahve, ogle ve aksamlari makarna ya da pilav yanina etli bir seyler yaparim. Yemegimi hazirlarken Gustav ya da Julian girerse mutfaga yemek isteyip istemediklerini sorarim. Ogle vakti ise ve sordugum Gustav'sa cevap evet, ogunden bagimsiz olarak Julian'sa cevap hayir olur. Eger buyuk tencere bulamac tarzi bir karisim gorursem bilirim ki Julian'a aittir. Et parcalari sayica fazlaysa bir tanesini atarim agzima. Bulasik yikarken sicak su illa ki elimi yakar. Bu esnada ev sahibim ile iliskim aklima gelir, ne durumda oldugumu gozden geciririm.

Illaki bir salona ugrarim. Ev gunes alirken kapilar acik olur. Koltuga gomulup ayagimi deri tabureye uzatirim. Ispanyolca altyazili bir kac kanaldan olusan seceneklerim arasinda doner dururum. Odama geri donup bilgisayarda dizi atarim, yatakta biraktigim yerden kitap okumaya devam ederim.

Pazartesi, Ağustos 17, 2009

Erkek manzaralari

Acilisi kutlanan ikinci el kiyafet dukkaninin bulundugu apartmandaydim. Kucuk evdeki yaslari (cogunlukla) kucuk guzel kiz ve erkeklere sempatiyle bakiyordum. Kimsenin bana geri bakmadigini kavrayinca kendimi bir koseye ittim, birami yudumladim. Icki tazeleme turlarimi maceraya cevirmeye calisiyordum, heyecanli kalabaligi arasindan gecerken heyecanlanmaya geyret ediyordum. O sirada geldi yanima. Daha once konusmustuk. Cat pat. Bulundugumuz evde nasil arkadasinin kiyagiyla kaldigini, esas cikmak istedegi bir evi ve o eve cikmasina el vermeyen maddi sikintisindan bahsetti. Bir suredir partideki kimseyle konusmamistim. Her yalniz sarhos oldugumda oldugu gibi aklimdan binlerce espiri, hakkinda konusulacak ilgi cekici (emin miyim?) konu geciyordu. Bir cift kulaginin olmasi yeterliydi o an keyifli bir sohbete girismeme. Ama olmadi. Konusurken suratima yaklastirdigi agzi kokuyordu. Nefes ve alkol karisimi. Uzaklastim

Yeni kesfettigim guzel bir bardan henuz cikmistim. Kanimda bolca alkol, yanimda az once birlikte sigara ictigim 2 eleman vardi. Arabasina binmek icin vedalastim bar arkadaslarimla. Iri yari ve gobekliydi. Sag kolu yolcu koltuguna dayamis taksisini hircin manevralara surukluyordu. Bir ara carpacak gibi oldu, direk hac cikardi. Biraz sonra bir hac daha cikardi. Ben guzel kafamla cikardigi haclarin onun hakkinda ne soyledigini cikarmaya calisirken Apartmanimin onunde durduk. 8.30 yazan taksimetresine karsi 10 verdim. .30una karsi da 1 verdim. Ben daha nasil pas attigimi anlamadan o golu atmis, elimde 20 kurusla birakip gaza basmisti bile. Odama ciktim.

Pazartesi, Temmuz 13, 2009

Neleri kaçırdın

Bakıyorum da buraya en son öfkeli hostel günlerinde yazmışım. O ara insanlardan uzak durmaya çalışıyordum, kendime ait bir alanım olacağı günlerin hayalini kurarak huzur bulmaya çalışıyordum. Aşağıdaki olayın geçtiği parti hosteli pek de yardımcı olmuyordu huzur arayışımda. Yakınlardaki başka bir hostel kendimi daha iyi hissettirmişti. İşte o hostelde kalırken nihayet şu anda bunları yazdığım evi bulmuştum.

Çok şey yaşandı tabi. Hepsini yazmaya gerek yok gerçi, ayrıca çok gerilere dönüp yazmayı sevmiyorum, canım sıkılıyor yazarken. Kısaca bir şeyler yazmam gerekirse (gerektiğinden değil de, unutulmasın) Mexico 1482'deki evdeki penceresiz ilk odamı, Robert'le mutfakta sonları hep sıkıcı olan fotoğraf muhabbetlerini, Kolombiyalılarımla dışarı çıkışlarımı yazarım. Çok da uzun bahsetmeye gerek yok. Hosteldeki ilk günler ne kadar ağırdıysa, evdeki ilk günler de o kadar huzurluydu. Kendimi eve kapayıp başımın üzerindeki çatıya minnet duygusuyla kendimden geçtim, sırnaştım.