Cuma, Eylül 19, 2008

Kültüre doyalım

Bir tiyatro oyununa götürüldüm. Hava soğuk, sokaklar boş, mekanı bulmaya çalışıyoruz. Erken geldiğimizi öğrenince bara koşuyoruz. Aybars bira atıyor, ben kahve içiyorum. Vakti gelince dönüyoruz itfaiye binasına yerleştirilmiş tiyatroya.

Ortam Binghamtonda nereye gitsek peşimizi bırakmayan yaşlı teyze ve amcalarla dolu. İnanmışlar gelmişler. Kalabalıkta Türklerden birine rastlıyoruz. "Abi naber," "nerde kalıyorsun?" "ne dersler alıyorsun"lar havada uçuşuyor. Arkadaş konuşmayı seviyor, anlatıyor da anlatıyor. Gülerek ya da gülümseyerek dinliyoruz. Kız arkadaşı oyunculardan biri, heyecanlı hafif, biraz da yorgun kızarkadaşıyla birlikte koşuşturduğu için.

Oyun başlıyor, standart tiyatro. Oyunu anlatmayı becerebileceğimi sanmıyorum bile, çünkü tek gördüğüm varolmayan noktalara (genelde yukarılarda oluyor) bakarak uzun uzun kendi kendilerine konuşan insanlar. Oyundan dram akıyor, herkes hüzünden solacak. Değinmeye değer bir şey oluyor oyunda. Arkadaş sevgilisi sahnede olan, yanımda oyunu izliyor. Bir sahne geliyor, kızarkadaşı diğer oyuncuyla sahnede öpüşüyor. Öyle kaçamak da değil. Dudak temes süresi 5-10 saniye eder. Ben ne yapacağımı bilemiyorum. Arkadaşın öpüşe kitlendiğinin farkındayım ama bir yandan da anın garipliğinin farkına vardığımı bilmesini istemiyorum. Oyundan sonra da suratıma iğneleyici, yılışık bir gülümseme yerleştireceğimi düşünmesini istemem. İşte tüm bu içine düşmek istemediğim durum örnekleri kafamdan o 5-10 saniye içinde geçiyor. Benim tek yapabildiğimse, konumumu değiştirip önümdeki adamın kafasının bu sefer sağından sahneyi ortalamak.

Oyun bitti. Oyuncularla tanıştık. Oyunculara biraz eblek gülümsedik. Arkadaş sağolsun arabasıyla bizi yurtlara attı. Herkes hoşçakal deyip geceyi bitirdi. İşte böyle bir şeydi. Büyük bir skandal olduğundan değil de işte, garip bir an oldu, sonra geçti.

Perşembe, Eylül 18, 2008

Yavrular

Kadınlara olan ilgim dalgalı kurda. Bir gün odun kadının kalçaları aklıma giriyor, diğer gün her yerde gördüğüm sarışın bebito. Bir gün siyah kadınlar ve şekilli kalçaları giriyor aklıma, başka bir gün asyalı kızların ipeksi olmasını beklediğim tenleri. Bir gün şu çekici çeneli kızın klitorisine suratıma boşalana kadar dil darbeleri yerlestirmek istiyorum, başka bir günse sabah ereksiyonu bile olmuyorum. Yanıyorum, kül ortaya çıkıyor. Küllerim terle birleşip yağlanıyor. Kendi yağımda tekrar yanıyorum. Yanmış yağ kokusu alıyor odayı. Pencereyi açıyorum, dışardan kadın sesi geliyor. Işıkları kapatıp tekrar yanmaya giriyorum yatağa.

Ölümüne kanka

Burda yapacak ilginç bir şey olduğunda birbirimize haber salıyoruz. Haber salmak kolay, herkeste birbiriyle bedava konuşmayı sağlayan özel kampanya hatlardan var, cırcır arıyoruz birbirimizi. İşte ilginç bir şey bulunuyor, haber salınıyor, bir ekip toplanıyor, mevzu neyse akılıyor. Bu döngü kulağa güzel gelse de isyanım var! Yeter! Hep aynı insanlarla ayni ilginçlik seviyesindeki şeyleri yapmaktan bıktım. Birazdan kültürel etkinliğe gidecez mesela. Gidesim gelmiyor resmen ya. Hani bir de ayni insanlara takıldın, bari ilginç heyecanlı olsun di mi ilişkiler? Yok. Ben de yokum. Biter misin bitmez misin?

Cuma, Eylül 12, 2008

7 şubat 2008 - Perşembe

...Otobüs kadıköy rıhtıma bıraktı. Tempolu bir şekilde Karga'ya yürüdüm. Tekte sandviç kavurma attım. Saat 1.15 civarıydı, içerideki az sayıdaki insan çoktan sarhoş olmuştu. Çantamı bıraktım. Katmanlarımdan arındım. Biramı tutup kokladım. Mis. Bunu bir süredir hakettiğime eminim. Doğru bir şarkı çaldı. Masada oturanlardan fotoğrafımı çekmelerini istedim. Sarhoş bünyelerinin hoşuna gitmiş olmalı ki, kızlar giderken sırtıma dokunup iyi geceler dediler bana. Vay kancıklar. Alkolu bas, samimiyeti fulle ha? 2. biramı hızla içtim ve kargayı kapadım. Taksici cebimdeki son 5 kağıtla beni eve götürmeyi kabul etti. Işıklarda indim. O sokaktan binlerce geçtiğim aklıma girdi. Eve döndüğümü idrak ettim. Süpriz bir şekilde.

Salı, Eylül 09, 2008

Odun Kadın

Benim bu ankaralı kız sıçtı. Çok güzel olacağını düşünüyordum, en azından burada yapacak güzel bir şey, beni oyalayacak bir şey olur diyordum ama olacak mı olmayacak mı emin değilim artık.

Hemen söyleyeyim, reddedilmedim, uzaklaştırılmadım, kovulmadım. Hayal kırıklığına uğradım. Kadınlarla ilişkimde hep onlarda bulunmasını istemediğim yeni özellikler keşfediyorum ve 'odunluk' da bunların sonuncusu.

Odun kadınla oturuyoruz, ben bira o şişesinden şampanya içiyor. Merdivenlerdeyiz. Ben ortada yayılmışken o en sola sıkıştırmış kendini, benden kaçıyor ama kaçmıyor. Kaçmıyor, çünkü konuşuyoruz, dinliyorum, anlayabiliyorum ne istediğini, çok kabaca. Odun kadın böyle işte, istedikleriyle sürekli bir çelişki içinde. Üstüne üstlük, ne istediğinden de tam emin değil.

Düşük yoğunluklu bir flörtleşmeden sonra evine bırakacağımı söylüyorum, ardından da taksiye binip evime dönecem. Kal, diyor. Ok. Eve yürürken koluma girmesini istiyorum, sokaklar boş ve çok tekin gözükmüyor. Tekini de siktiret, bir kadınla temassız yanyana yürürken aşağılık hissine kapılıyorum çoğunlukla. İstemiyor, hala ok. Eve varıyoruz, odun kadın odun ya, başlıyor bulaşığa. Ben yanında duruyorum. Bir şekilde afakanlar basıyor tam bu noktada odun kadını. Yanında durmamdan rahatsız oluyor, geriliyor. Beni kıçıyla iterek "e hadi git uyu artık" diyor. Ben çok sakinim, şu ana kadar. Damarlardaki "ulan acaba bu çekilecek dert mi?" sorusunun işareti balığı yakalayan olta ucu gibi içimdeki öfkeyi bir yakalıyor, patlıyorum. Önce içeri uyumaya gidiyorum dediğini yapıp sonra bağırıp çağırmaya başlıyorum. Odun kadın beni bütün gece yıpratmış. Uzandığı yatağından kalkıp yanıma gelilyor, miyavlamaya. Biraz miyavlıyor, ben de miyavlıyorum. Sonra yatağına kovuyorum. Çünkü bir şeyi idrak ediyorum.

Hani lise tribi vardır, kızlar erkekler duygularını düşüncelerini ifade edemezler. Odun kadın düşündüğünü izah edebiliyor, ne yazık ki. Düşüdüğü hep saldırgan, erkekte hata arayan cinsten. Hissettiğini ise ifade edemiyor. Hatta geç sözlü ifadeyi, dışa vuramıyor. Kıçla itrerek uyumaya yollamak kimbilir hangi garip kayıp hissin dışavurumu. Anlıyorum ki odun kadın çok gerekli bir şeyi, insan ilişkilerini anlamıyor. Yapamıyor.

Bense kendimi kullanılmış hissediyorum. Bir odun kadının ulaşamadığı hislerine seslenmek için beni kullandığını hissediyorum ve bir odunun tedavisinde ilaç olmak içinde olmak istediğim bir durum değil.

Cuma, Eylül 05, 2008

Evler arabalar evraklar

İşte böyle hayatın yok yere ciddi gibi göründüğü durumlar oluyor. Evrak mevrak işi oldu mu gülen yüzler asılıyor, insan gereksiz bir ciddileşiyor. Fiyatlardan, evraklardan, kurumlardan bahseden insanlar görünce hep bir uzaklaşıyorum, durumu kavrayamıyorum.

Bunlar profesyonel işi, yani insana bir profesyonel ciddiyeti biniyor. Bir başkasının söylediği her şey ilgiyle dinlenip ileride işe yaraması için beynin bir köşesine yerleştiriliyor. Dinleye dinleye, evrak doldura doldura, kurumda veznedar yüzü çeke çeke insan bu durumlarda uzmanlaşıyor.

Sonra da suratta "İleri derecede bürokrasi dili konuşurum" ifadesiyle dolaşılıyor.

Perşembe, Eylül 04, 2008

çukurda kavga

Birgün çukurda büyük bir kavga çıkmış. Pötü findıklılarla sidikler birbirine girmiş, ayırmak da kol gibilere düşmüş.

Pazartesi, Eylül 01, 2008

İtalyan kadınları

Roma aktarmalı uçmanın iyi bir seçim olduğunu Romaya indiğim anda anladım. Koskoca İtalya'da havaalanına hapis kalmak canımı sıksa da güzel kadın sayısının fazlalığı beni bir telkin etti, içimi ısttı, derinlerde bir yer dedi ki "dert etme Deniz, kadınbirim/zaman uzamında kaybın yok."