Bir tiyatro oyununa götürüldüm. Hava soğuk, sokaklar boş, mekanı bulmaya çalışıyoruz. Erken geldiğimizi öğrenince bara koşuyoruz. Aybars bira atıyor, ben kahve içiyorum. Vakti gelince dönüyoruz itfaiye binasına yerleştirilmiş tiyatroya.
Ortam Binghamtonda nereye gitsek peşimizi bırakmayan yaşlı teyze ve amcalarla dolu. İnanmışlar gelmişler. Kalabalıkta Türklerden birine rastlıyoruz. "Abi naber," "nerde kalıyorsun?" "ne dersler alıyorsun"lar havada uçuşuyor. Arkadaş konuşmayı seviyor, anlatıyor da anlatıyor. Gülerek ya da gülümseyerek dinliyoruz. Kız arkadaşı oyunculardan biri, heyecanlı hafif, biraz da yorgun kızarkadaşıyla birlikte koşuşturduğu için.
Oyun başlıyor, standart tiyatro. Oyunu anlatmayı becerebileceğimi sanmıyorum bile, çünkü tek gördüğüm varolmayan noktalara (genelde yukarılarda oluyor) bakarak uzun uzun kendi kendilerine konuşan insanlar. Oyundan dram akıyor, herkes hüzünden solacak. Değinmeye değer bir şey oluyor oyunda. Arkadaş sevgilisi sahnede olan, yanımda oyunu izliyor. Bir sahne geliyor, kızarkadaşı diğer oyuncuyla sahnede öpüşüyor. Öyle kaçamak da değil. Dudak temes süresi 5-10 saniye eder. Ben ne yapacağımı bilemiyorum. Arkadaşın öpüşe kitlendiğinin farkındayım ama bir yandan da anın garipliğinin farkına vardığımı bilmesini istemiyorum. Oyundan sonra da suratıma iğneleyici, yılışık bir gülümseme yerleştireceğimi düşünmesini istemem. İşte tüm bu içine düşmek istemediğim durum örnekleri kafamdan o 5-10 saniye içinde geçiyor. Benim tek yapabildiğimse, konumumu değiştirip önümdeki adamın kafasının bu sefer sağından sahneyi ortalamak.
Oyun bitti. Oyuncularla tanıştık. Oyunculara biraz eblek gülümsedik. Arkadaş sağolsun arabasıyla bizi yurtlara attı. Herkes hoşçakal deyip geceyi bitirdi. İşte böyle bir şeydi. Büyük bir skandal olduğundan değil de işte, garip bir an oldu, sonra geçti.
çok uluslu lezzet durakları
15 yıl önce
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder