Salı, Kasım 25, 2008

Boktan..

Tuvaletin hayatımda bu kadar büyük bir yeri olması beni bazen şaşırtıyor. "Çok sıçıyorum abi" muhabbetine gelmek değil niyetim, hatta bok muhabbetine sarmak bile istemiyorum şu anda. Şunun farkına vardım; bunları yazmamın da sebebi bu, tuvaletin benim için ihtiyacımı gidereceğim bir alan dışında da bir anlamı var.

Öncelikle tuvaleti yalnız kalmak için kullanıyorum. Ortamdan uzaklaşmak istediğimde gidip bir elimi yüzümü yıkıyorum kandime geliyorum. Kafam çok dolu olduğunda (ders çalışırken) tuvelete gitmek benim için bir mola oluveriyor. Bu yüzden sanırım kütüphanenin tuvaletlerinde çok vakit geçiriyorum. Soğuk beyaz ışıkları, kağıt havluları vs..

Bir yandan da tuvalet garip bir yer değil mi? Sadece belli zamanlar gidiyoruz, gittiğimizde de gereğinden fazla vakit geçirmek için hiç bir sebep bulamıyoruz. Tuvaleti sidik ve bokla özdeşleştirdiğim için, özellikle kütüphane tuvaeti gibi ortak kullanım tuvaletlerinde, o bok ve sidikleri taşıyan boruları düşünürüm hep. Bok ve sidik kıvrıla kıvrıla borulardan geçip ninja kaplumbağa anavatanı olarak hayal ettiğim lağımlara gidiyorlar. Eğer o boruları da tuvaletin bir parçası olarak düşünürsek, tuvalet sandığımızdan çok daha yakın bir yer olabilir. Çünkü bir düşünsene, o borular duvarların içinden vızır vızır dolaşıyor, ayaklarımızın altından, başımızın üstünden bir yerlerden geçiyor. Arada sırada kafama o boruların birinden bir damla düşeceğini hayal ediyorum. Çok kötü olurdu.

Bir de bizim lisenin tuvaleti vardı. Birisi bizim üst dönemlerin 4. kattakki tuvalette çiğköfte yoğurup bağlama çalarak vakit geçirdiklerini anlatmıştı. Gerçek mi ya o? Baya leş olmalı. Fakat her şeye rağmen bizim lisenin tuvaletleri güzeldi, pisti ama güzeldi. 10 dakikalık tenefüslerimin büyük bir kısmını sigara içmediğim halde (tuvalette sigara içmek için toplanılırdı) o 4. kattaki tuvalette geçirmişimdir. O tuvalet benim için bir sosyal kulüp gibiydi. Dostarı gördüğüm, son haberleri aldığım, arkadaşlar edindiğim bir yerdi. Tabi o on dakikalık tenefüslerde o tayfanın bir parçasıysan sıçmak zordu. İmkansız değildi, ama kamufle olman gerekirdi. Muhabbetin orta yerinde "beyle ben bi sıçayım" dersen illaki başına bir pislik gelirdi. su mu atarlardı, ya da yukardan bakıp o çömelmiş en savunmasız halini hafızalarına kazırlardı.

Daha bahsetmeye değer tuvalet fayansları, pisuarlar, su tüketimini azaltan musluklar, el kurutma makinası vs kağıt havlu gibi binbir şey var. Ne yani tüm bunlara girip hiç bir anlamı ve değeri olmayan boktan bir tuvalet güzellemesine mi gireyim. Daha gidip bastırdığım fotoğrafları alacam ya.

Cuma, Kasım 21, 2008

Pamuğa giden yol

insanları sevmediğimi söyleyenler oldu.
Sevmiyor değilim de,
arada bir sırtımı sıvazlasalar,
pamuk gibi bir adam olacam.

Pazar, Kasım 09, 2008

Cinsel iletişim teorisinin gerekliliği üzerine

Seks'in mevzu bahis olduğu her tartışmada dillendirmeye çalıştığım bir tavır var. Seks fiziksel bir aktivite değildir. Evet vücutların hareketini içerir ama vücutların ötesinde bir takım fizik dışı güçler karşısında nesnesel konumdadır.

Seks, iki vucut arasında gerçekleştiği gibi o vucutdun taşıdığı gibi beyin arasında da gerçekleşir. Yani seks yapan insanı bütün ilişki biçimlerinden arındırıp yatak odasına sadece bir vücut olarak koyamayız. Sevişen insan farklı tanımlamalara göre halen daha, "politik bir hayvan," "yabancılaşma mağduru," "düşündükçe var olan," "doğasında iyi/kötü" ya da "doğası tarihsel olarak şekillenmiş" bir öznedir. Yatak odasına giren iki insan, girmeden önceki tabii oldukları ilişki biçimlerinden kurtulamadıkları için tüm o ilişki biçimleri yatak odasına da girer. Yatak odasına nasıl giriyor cinsel özneyi nesnelleştiren güç ilişkileri? Her biri kendi içlerinde mi taşıyor yatak odasına toplumu? Yoksa aralarındaki ilişki mi toplumu yatak odasına sokan? Tavrımı aralarındaki ilişkinin toplumsal ilişki kalıpları dışına çıkmayışından yana koyuyorum.

Seks sosyal bir aktivitedir. 2 insanın olduğu yerde sosyal olmayan bir şeyi düşünmek zaten zor. Sosyal bir aktivite olarak seks, sosyalliğin içeriğini belileyen güç ilişkilerinden ve bu ilişkilerin birey üzerindeki kısıtlayıcı etkisinden bağımsız düşünülemez.

Seks'i sadece fiziksel bir aktivite olarak ele alsaydık ne olurdu? İyi seks iyi fiziksel birleşimin uzantısı oluverirdi. Yani en uzun penis, en iri göğüs, en diri kalça... İyi seks katılımcılarının vücut özelliklerine indirgenirdi. O zaman iyi seks sadece mankenlerin ve pornocuların yaptıığ bir şey olarak kalırdı. Ama durum bu değil, çirkin vücutlarla çok iyi cinsel sonuçlar alınabileceğini biliyoruz. İyi seks nasıl oluyor bu tanıma göre? Aslında iyi bir toplum tanımından pek farklı değil. Üyelerinin eşit oldukları, özgür iradenin, yaratıcı emeğin yüreklendirildiği, baskıcı ilişki biçimlerinin yapısal kaynaklarının ortadan kaldırıldığı bir toplum. İyi seks de böyle bence, yaratıcı emeğin, eşitliğin, özgürlüğün, özgür iradenin bir ifade biçimi. Tüm bunlara nasıl ulaşılabilir? Bir takım sosyal teorisyenler toplumsal özgürlüğün yolunun, toplumu tutsak eden dinamiklerin yüzleşilmesi ve alaşağı edilmesiyle mümkün olabileceğini söylüyorlar. Bunu seks'e de uygulayabilir miyiz? Seks'te bizi tutsak eden şeyler tanımlayıp onları değiştirirsek, onlarla yüzleşirsek acaba seks daha iyi olur mu? Bence cevap bariz bir şekilde soruda gizli. Seks ancak bizim seks algımızı daraltan kavram ve hareketlere seks esnasında meydan okursak "iyi" olabilir. İyi seks cinsel tabuların sınırlarını zorlar, topluma onu getirdiğimiz yatak odasında okkalı bir tokat çarpar. Böylece seks, bir özgürleşme alanı olarak ortaya çıkar. Katılımcılarının tutkulu, kuralcı olmadığı, ana akım cinsel söylemin sınırlarının zorlandığı bir seks, özgürleştirici bir eylemdir. İyi seks, özgür hissettirendir.

Şimdiye kadar seksin ve toplumun "alanları" arasında bir ayrım yaptım ve yatakodasının özgürleştirici bir karakteri olabileceğini söyledim. Bu diyalektik ayrımda toplumsal olan ile cinsel olan biraraya gelip özgürlük hissi diyelebileceğimiz bir sentez ortaya getirdi. Peki diyalektiği odadakiler arasındaki ilişkiyi açıklamak için de kullanabilir miyiz?

Nihayet yatak odasındayız. Tarafların iyi bir seksi bilinçli olarak amaçladıklarını düşünelim. İyi bir seks de iyi bir toplum gibi, katılımcıları eşit ve barışçıl... Seks sosyal olduğu için kaçınılmaz olarak da karşıtlık, anlaşmazlık ortaya çıkıverecek. Taraflardan biri saç çekecek, diğeri söylenecek, biri anüs etrafında keşif turuna çıkacak, diğeri rahatsız olacak.. Aralarında bir uzlaşma olmalı ki, seks daha iyi bir yöne gitsin. Öncelikle katılımcılar arasında da bir diyalektik tanımlayabilir ve katılımcıların birbirini rahatsız eden girşimlerinin aslında onlar üzerinde özgürleştirici bir etkisi olabileceğini söyleyebiliriz. Fakat burda diyalektiğin bir sorunu var. Her katılımcının diğerine hoşuna gidip istediğini yapabildiği ve bunu da seksin özgürleştirici rolune atıfla meşru kılabildiği bir durumda seksin katılımcılarını özgürleştirmeye çalıştığı güç ilişkilerini yeniden üretebileceğini göz önüne almalıyız. Yani her istediğini yapan bir partner düşünelim, kendini tartışılmaz bir şekilde meşru kılabiliyor. Bu partnerin baskıcı bir karaktere dönüşmesini engelleyen bir teorik elementimiz yok elimizde. İşte bu yüzden bir cinsel iletişim ve cinsel uzlaşma teorisine ihtiyacımız var.

Cinsel uzlaşma ve iletişim teorisinin birinci amacı şu olmalı: Seks'i iyi kılan dinamiklerini korurken, katılımcıların uzlaşmazlıklarını çözebilmek. Şöyle bir an düşünelim: katılımcılar doggy'de son gaz koşuyorlar, birisi saç çekiyor ve diğeri sert bir dille "hayır" diyor. Seksin ritmi düştü bile. Nasıl bir cinsel iletişim kurgulanmalı ki, dışavurulan bireysel irade, çiftin birleşerek oluşturduğu ve topluma meydan okuyan iradeyle çelişmez. Yatakta itiraz etmenin, kabul etmemenin seksin performansını etkilemesini sağlayabilir miyiz? Ya da bu itirazların seksin performansını etkilemeyecek şekilde dillendirilmesini sağlayabilir miyiz?

Yatak odalarının iyi seksle dolması hatta, duşlara mutfaklara salonlara taşması için pratikten bağımsız düşünülemeyecek bir cinsel iletişim teorisine ihtiyacı vardır.

Pazar, Kasım 02, 2008

57

O kız niye gitti ya..